|
|
Erzurum
Ovası’nı doğudan gelen İran saldırılarından korumak amacıyla, Karin
şehrine hakim bir tepe üzerinde bir kale inşa edilmiş olup, kale
içindeki şehre de imparatorun adına izafeten “ Teodosiopolis” adı
verilmiştir. Bugünkü Erzurum şehrinin yerinde kurulmuş olan Karin
(sonradan Teodosiopolis ) ile Erzurum Ovası’nın batı bölümündeki
Erzen şehri iki ayrı şehirdir.
Bizans
kaynaklarında Teodosipolis olarak geçen şehre, Araplar Kalikala
adını vermişlerdir. Kalikala Arapça’da “Kali’nin ihsanı” anlamına
gelmektedir. Arap tarihçilerden Belazuri (ölümü 892) ye göre, şehir
bu adını kurucusundan almıştır. Bizans döneminde bölgeyi ele geçiren
bir beyin karısı olan Kali, bir şehir yaptırmış ve şehre de Kalikala
adını vermiştir. Araplar bu isim kendilerine göre Kalikala şehrinde
kullanmışlardır.
M.S.1048 ‘de Doğu Anadolu’yu fethetmek üzere Bizans topraklarına
giren Selçuklu Türkleri , Yinal oğlu İbrahim Bey komutasında, ovanın
batısında ki Erzen (Arze) i zaptetmişlerdir. Erzen’in bu kuşatmada
bi harabe halini almasından sonra, geride kalanlar bugünkü Erzurum
şehrinin bulunduğu yerdeki Kalikala’ya sığınmışlar ve şehre de Erzen
adı vermişlerdir. Saldırılar sonucunda harap olmuş asıl Erzen
şehrine ise Türkler , Kara Erzen demişlerdir. Bu isim zamanla halk
dilinde Kara Arza, Kara Arz ve nihayet Karaz şeklinde söylene
gelmiştir.
Erzurum’la ilgili muhtelif tarihi metinlerde, kitabelerde ve basılan
paralarda Erzi-i Rum, Erzen-ir Rum , Arz-ı Rum isimleri
kullanılmıştır. Erzurum adı bu isimlerin halk dilinde kullanılmasına
göre şekil almış ve günümüze kadar gelmiştir.
BİZANS DÖNEMİNDE ERZURUM
Roma İmparatorluğunun M.S. 395’ de
ikiye ayrılması sonucunda kurulan Doğu Roma İmparatorluğu döneminde,
Erzurum ve çevresi bu İmparatorluğun egemenliği altına girmiş, ancak
Doğu Roma egemenliği sürekli olamamıştır.M.S. 395’ den VII. yüzyılın
sonlarına kadar bölge üzerinde Bizans ile Sasani Devletinin
mücadeleleri olmuştur.
M.S. 408 - 450 yılları arasında Bizans İmparatoru olan ikinci
Teodosious zamanında, Erzurum ve çevresi işgal edilmiş ve
İmparatorun komutanlarından Anatolius tarafından bugünkü Erzurum
şehrinin bulunduğu yerde bir tepe üzerine, bugünkü Erzurum kalesi
inşa ettirilmiştir.O zamana kadar Kalikala olarak
adlandırılanErzurum şehri, bu tarihten sonra İmparatorun adına
izafeten Teodosiopolis şeklinde isimlendirilmiştir.
Şehir ve çevresi 504 yılında İran’ dan gelen Sasanilerin eline
geçmiş, ancak kanlı çarpışmalardan sonra, Bizanslılar şehri tekrar
geri almışlardır.
SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE ERZURUM
Selçukluların bölgede ilk olarak
belirmeleri XXI. Yüzyılın başlarına rastlar. Bizans yönetiminin yöre
halkına iyi davranmaması nedeniyle bozulan idari ve siyasi ortam,
Selçukluları küçük topluluklar halinde bölgenin muhtelif kesimlerine
yerleşmelerine imkan sağlamıştır.
Selçuklular tarafından Erzurum ve çevresine yöneltilen ilk askeri
hareket 1048 yılında gerçekleştirilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı
tarfından Erzurum ve çevresini fethetmekle görevlendirilen
Azerbaycan valisi İbrahim Yınal ve Gence valisi Kutalmış Beyler,
Eleşkirt üzerinden Pasinler ovasına inmiş ve oradan Erzurum üzerine
yürüyerek, Erzurum kalesini kuşatmışlardır. Ancak, kuşatmanın uzun
süreceğini gördüklerinden Erzurum Ovası’ nın batı bölümünde yer alan
zengin Erzen şehrine yönelmişlerdir. 6 gün süren bir kuşatmadan
sonra Erzen Selçuklu ordusu tarafından ele geçirilmiştir.Erzen
halkı, Teodosiopolis olarak isimlendirilen bugünkü Erzurum şehri
kalesine sığınmak zorunda kalmıştır. Erzen şehri bu kuşatmadan sora
yıkılıp yakılmış ve bir kez daha imar edilmeyerek harabe şehir
halini almıştır.Bu yıkımdan sonra şehre Kara Erzen denilmeye
başlanmıştır.Bu sözcük, halk dilinde zamanla Karaz şeklinde telaffuz
edilegelmiştir.
Selçukluların Erzurum üzerine düzenledikleri ikinci büyük sefer,
1054 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey tarafından
gerçekleştirilmiştir.Ordusuyla Pasinler Ovasına geçen Tuğrul Bey,
Erzurum’a gelmiş ancak Erzurum kalesinin surlarını aşamayacağını
anlayarak kuşatmadan vazgeçmiştir.Bu tarihten, Anadolu’ nun
kapılarını Türklere açan ve Doğu Anadolu’ da kesin Türk hakimiyetini
getiren günlerin müjdecisi olan Malazgirt zaferine kadar,
Selçuklular tarafından Erzurum üzerine askeri bir sefer
düzenlenmemiştir.
1071 Malazgirt zaferinden sonra, Erzurum ve çevresi büyük Selçuklu
Sultanı Alparslan tarafından Ebl – ul Kasım’ a verilmiştir.Eb – ul
Kasım ,Melik Danişment Ahmet Gazi ve Emir Mengücek gibi, Doğu
Anadolu’ nun fethi için Büyük Selçuklu Sultanı tarafından
görevlendirilen ve yaralı hizmetleri olan bir Selçuklu komutanı idi.
Erzurum’ da kurulacak ve sonradan Eb- ul Kasım’ ın torunlarından
birisi olan Saltuk Bey’ in adı ile anılacak olan beyliğin kurucusu
olan Eb – ul Kasım, yörenin Selçuklu egemenliğine girmesi yönünde
büyük çabalarda bulunmuştur. Merkezi Erzurum olan Saltukoğulları
Beyliğinin sınırları içine zamanla Bayburt , İspir, Koçmaz,
Micingert, Oltu ve Tercan gibi önemli kale ve yerleşim yerleri dahil
edilmiştir.
İLHANLILAR
DÖNEMİNDE ERZURUM
Erzurum’ un tam olarak İlhanlı
hakimiyeti altına girmesi,Gazan Mahmut Han zamanında ( 1304 – 1317 )
rastlar.Gazan Han’ dan sonra başa geçen Olcaytu Han zamanında,
Erzurum şehri büyük ölçüde imar edilmiştir. Bu döneminde yine bir
çok tarihi eser inşa ettirildi. Olcaytu Han’ dan sonra başa geçen
Ebu Said Bahadır Han zamanında, Erzurum’ un yönetimi Sultanın veziri
Emir Çoban’ ın oğlu Timurtaş’ a verildi.Emir Çobanla İlhanlı
Sultanının arası bozulunca, Bahadır Han, İrencin Noyan adlı
komutanını Erzurum üzerine gönderdi, bu durumdan korkan Timurtaş
Mısır’ a kaçtı. Erzurumun yönetimi de sonradan Eretna Bey’ e
verildi. 50 yıl kadar Eretna Beyleri tarafından yönetilen Erzurum ve
1385 yılında Karakoyunlu Beyi Kara Mehmed’ in eline geçti.
KARAKOYUNLULAR VE AKKOYUNLULAR
DÖNEMİNDE ERZURUM
Karakoyunlu egemenliği uzun
sürmedi.1387’ de, Timur Kara-Koyunlu egemenliğine son verdi.Erzurum’
a vali olarak torunu Gıyaseddin Sagar’ ı tayin etti.Bu sırada
şehirde yönetime karşı başkaldırılar süregeldiğinden, Timur 1400’ de
tekrar Erzurum’ a geldi.Yönetime karşı çıkan halkın bir kısmını
kılıçtan geçirdi. Timur’ un ölümünden sonra ( 1404), Erzurum şehri,
Karakoyunlular ve Akkoyunlularla, Timur’ un oğlu Şahruh arasındaki
kanlı çarpışmalara sahne oldu. Bu dönemde şehir önemli ölçüde tahrip
edildi.
Doğudan gelen istilacıların Anadolu’ ya girişte karşılaştıkları en
önemli askeri üs olma özelliğine sahip Erzurum’ un, Anadolu
tarihinin en kanlı ve kargaşalarla dolu bu yüzyılında birkaç kez
daha yağmaya uğradığı, tahrip edildiği ve halkının kılıçtan
geçirildiği bilinmektedir.Bu saldırılar şu şekilde özetlenebilir.
1421’ de Timur’ un oğlu Şahruh, Erzurum ve çevresini zaptetti, ve
kaleyi kuşattı, ancak şehri alamayarak geri döndü.
1434’ de Karakoyunlularla olan mücadelelerinde Şahruh’ u destekleyen
Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman, Erzurum’ u kuşattı ve ele geçirdi.
1435’ de bu kez Karakoyunlu hükümdarı İskender Bey’ in eline geçti.
1458 ve 1466’ da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Gürcistan seferi
sırasında Erzurum’ dan geçti, 1468 yılında ise şehre hakim oldu.
OSMANLI DÖNEMİNDE ERZURUM
Erzurum ve çevresinin Safevi
Devletinin etki alanı içinde kalması sadece 15 yıl sürdü.Osmanlı
Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden dönüşte Kars ve
Pasinler üzerinden Erzurum’ a geldi ve şehir çevresi 1517 yılında
Osmanlı topraklarına katıldı. Yüzyıllar boyunca şehrin kaderine
hakim olan kargaşa, yerini Osmanlı Devletinin, huzur ve sükun dolu
yönetimine terk etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum kalesi tahkim edildi ve
şehir baştan başa imar edildi.Kanuni’ nin birincisi 1534, ikincisi
1548 yıllarında İran üzerine düzenlediği seferlerde, Erzurum şehri,
Osmanlı ordusuna önemli bir askeri üs vazifesi gördü.
Kanuni, İran seferinden dönüşte (1535) Dulkadirli Mehmed Han’ ı
Erzurum Beylerbeyliğine tayin etti.Erzurum şehri ise o dönemde
beylerbeyliğine bağlı bir sancak durumundaydı. Erzurum
Beylerbeyliğinin sınırları, kuzeyde Doğu Karadeniz Dağlarından Ordu’
daki Bolaman Deresine batıda Reşadiye, Zara, Koçhisar ve Kemah’ a,
güneyde Pülümür, Kiğı ve Malazgirt’ e doğuda Tahir Geçidi ve Pasin
Ovasına kadar uzanan bölgeleri içine almaktaydı.Erzurum Sancağı da
10 nahiyeden müteşekkildi.Bunlar, Erzurum Merkezi, Karaz, Geçik,
Tekman, Karaş – kali, Aşkale, Serçeme, Cinis, Çermeli ve Ovacık
nahiyeleriydi.
Kanuni Sultan Süleyman’ ın ikinci İran seferinde
(1548)beylerbeyliğinin sınırları daha da büyütüldü ve kuzeydeki
Gürcü kalıntıları ortadan kaldırıldı.1552 yılında şehir İranlılar
tarafından ele geçirilmek istendi, Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa
komutasındaki beylerbeyi ordusunun yenilmesine rağmen, Erzurum
kalesi İranlılara teslim edilmedi.Artan İran baskıları karşısında
Kanuni Sultan Süleyman 1553 yılında İran üzerine yeni bir sefer
düzenledi, sefer dönüşü (1554) Erzurum’ a gelerek şehrin yıkılan
kalesini tamir ettirdi.
MİLLİ MÜCADELEDE ERZURUM
Anadolu'nun hiçbir yerinde I. Dünya
Savaşı'nın dehşeti Erzurum'daki kadar görülmemiştir. Harp, göç,
katliamlar, tifüs gibi çeşitli felaketler her şeyi yok etmişti.
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi' nin imzalanmasıyla bölgede yeni
bir durum ortaya çıkmış, mütarekenin 7 ve 24. maddeleri Erzurum
halkını büyük bir telaş ve kuşkuya sevk etmiştir. Bu maddeler
Vilayet-İ Şarkıye' yi adeta Ermenilere peşkeş çekiyordu. Doğu
Anadolu'da Ermenilerin büyük Haycsdan (Ermenistan) idealleri
karşısında Erzurum insanı kendi üzerine düşen milli görevi yerine
getirerek, 10 Mart 1919'da Vilayet-i Şarkıye-i Müdataa-i Hukuk-u
milliye Cemiyeti' nin bir şubesini Erzurum' da açtı.
MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM'DA
İstanbul Hükümeti, İtilaf
Devletleri'nin baskıları sonucu, Anadolu'da asayişi sağlamak
amacıyla ordu müfettişlikleri teşkil etli. Bu tasarı gereğince. Doğu
Anadolu' da ki 9. Ordu Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin
edildi. Mustafa Kemal Paşa' ya verilen talimata göre, Trabzon,
Erzurum, Sivas, Van Vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil
livalarına gereken emirleri verebileceklerdir. Mustafa Kemal Paşa'
ya verilen bu geniş talimattan da anlaşılacağı üzere, O' nun görevi
yalnızca Samsun ve havalisindeki asayişsizliğe son vermenin ötesinde
idi. Anadolu' ya ayak basar basmaz yapmaya başladığı işlerde bunu
ortaya koymaktadır.
Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldi, ilk karşılama
merasimi Erzurum'un batısında on yedi kilometre uzaklıktaki Ilıca'
da yapıldı.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum'a gelişinin ertesi günü 4 Temmuz'da
Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni ziyaret etti.
Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919'da yakın arkadaşları ile bir
toplantı yaptı. Toplantıya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir
Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım Beyler
katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa' ya sonuna
kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair
söz verdiler.
ERZURUM KONGRESİ
(23 TEMMUZ - 7AĞUSTOS 1919)
Erzurum Kongresi, I. Dünya
Savaşı’nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile tamamlayan Mondros
Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı tarihlere
rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun imzalamak zorunda kaldığı
mütarekenin 24. Maddesi: “Vilâyat-ı Sitte’de karışıklık çıktığı
takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf
Devletleri muhafaza ederler” şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu
vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas
vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce olan metninde bu
vilâyetler “Ermeni Vilâyetleri” olarak ifade edilmiştir. Bu durum,
öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme
getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini,
İstanbul’da, “Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye
Cemiyeti”nin kurulmasıyla göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart
1919’da Erzurum’da bu cemiyetin bir şubesinin açılmasıyla beraber
bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü yapılmış, bundan sonra Erzurum,
Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı önemli merkezlerden biri
haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği söylentileri bir
panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya bağlanıp
bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır.
Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar
ve mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını
oluşturmuştur.
Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre
başkanı seçilmiştir. 23 Temmuz’da başlayıp, 7 Ağustos’a kadar süren
kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir:
1- Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez;
2- İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde
millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır;
3- Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti’nin gücü
yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır.
4- Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir;
5- Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir;
6- Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır;
7- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi
bozacak ayrıcalıklar verilemez;
8- Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis’in hemen
toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini
sağlamak için çalışılacaktır
|